Anasayfa | KÖŞE YAZARLARI | Hilye-i Şerif ve Günümüzdeki Yeri

Hilye-i Şerif ve Günümüzdeki Yeri

Bu haberi 2881 kisi okudu
Yazı ebatı: Decrease font Enlarge font
image

Hilye, süs, cevher; güzel sıfatlar, fizikî görünüş, Efendimizin kutsal niteliklerini ve fizikî durumunu anlatan yazı anlamlarına gelmektedir. Kültür tarihimiz açısından da hilyeler başta Efendimiz olmak üzere çeşitli din büyüklerimizin fizikî ve ahlakî güzelliklerini anlatan metinler olarak tarif edilebilir. Bilindiği üzere, İslâm’da resim yasak sayılmıştır ama sahabeden sonraki Müslüman nesil hep Hazreti Peygamber’in fiziksel görünüşünü merak etmiştir.

Efendimiz yaşarken kendisini merak edenlerin gidip o pâk cemali görme imkânı vardı; ama sahabeden sonraki nesil yani tâbiin ve tebe-i tâbiin Hazreti Peygamber’in mübarek cemallerini
hep merak etmişler ve bu konuda sürekli öncekileri sorulara tâbi tutmuşlardır. İşte sonradan gelenlerin o hasretli meraklarını gidermek için yapılan tarifler, hilye geleneğinin başlamasına vesile olmuştur. Hicretin birinci asrında birçok hilye rivayetleri oluşmuş ve sonunda Tirmizi “Eş-şemâilu’n-nebeviye ve’l-hasaisu’l-Mustafavviyye”sinde bu rivayetleri derlemiştir.

Günümüze dek ulaşan hilye metinlerinin mesnedi de çoğunlukla Tirmizi’nin bu eseri olmuştur. Gerek Buhari gerekse Tirmizi menşeli kaynaklardan öğrendiğimiz kadarıyla Allah Resulü sallahu aleyhi ve sellem hilyesi hakkında bilgi veren birçok sahabe vardır ama bunlar arasında tariflerindeki tasvir ve detay itibariyle öne çıkan raviler şunlardır: Hz. Ali (r.a), Enes bin Malik (r.a), Hind bin Ebi Hale (r.a), Bera bin Azib (r.a) ve Cabir bin Semüre (r.a).

Bugün birçok evde bulunan levhalarda kullanılan hilye de Hz. Ali’nin rivayet ettiği hilyedir ki “Hilye-i Saadet” diye isimlendirilen bu metnin tercümesi şu şekildedir: Hz. Ali radıyallâhu anh, güzeller güzeli Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve selemin evsâf-ı cemâliye ve kemâliyesini yâd ettiği zaman şöyle derdi: “Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve selem ne uzun, ne kısaydı. Uzuna yakın orta boyluydu. Saçları ne kıvırcık ne de düz idi. Kıvırcıkla düz arası dalgalı bir saça sahipti. Nuranî yüzleri ne tam yuvarlak ve şişkin, ne de uzun ve zayıftı. Bilakis değirmiydi. Latîf tenleri kırmızıya çalan pembemsi, nurânî bir beyazdı. Gözleri siyah, kirpikleri uzuncaydı. Kemikleri iri, omuzları genişçeydi. Nârin bedenlerinde bulunan tüyler, göğüslerinden aşağıya inen kısımda daha belirginceydi.

Mübarek el ve ayakları, kararında bir dolgunluktaydı. Yürürken, âdeta yokuştan aşağı iner gibi mehâbetle yürür ve ayağını yere sağlam basardı. Birisiyle konuşacakları veya bir şeye bakacakları zaman, bütün bedeniyle o tarafa yönelirlerdi. İki omuzu arasında peygamberlik mührü vardı ki zaten O, nübüvvet manzûmesinin mührü son peygamberdir. İnsanlar içinde sadr-ı sinesi en geniş olanı O’ydu. İnsanların en doğru sözlüsü, en yumuşak huylusu, en geçimlisi, en mürüvvetlisi, en âlicenabı, en zarifi, en kibarı, en latîfi yine O’ydu. O’nu ilk defa gören birisi, ister istemez onun karşısında bir mehâbet hissine kapılır; O’nun atmosferine girip O’nu yakından tanıma şerefine erince de artık O’na âşık olur, O’na tutulur, O’na vurulur ve O’na meftun olurdu. O’nu vasfetmek isteyen biri, aczini itirafla “Ne O’ndan önce ne de O’ndan sonra, O’nun gibisini gördüm, göreceğime de ihtimal vermiyorum!” derdi. Salât u selâm, tahiyyât u ikram, her türlü ihtiram O’na, O’nun âl ve ashâbına olsun yâ Rab!” Hilye tablolarının göbek kısmında genellikle Hz Ali’nin bu rivayeti kullanılmıştır ama bunun yanında son asır itibariyle meşhur olan bir metin daha vardır ki o da Ahmed Cevdet Paşa’nın önemli eserlerinden biri olan Kısas-ı Enbiya’sının dördüncü cüzündeki “Bazı Evsaf-ı Seniyye-i Muhammediyye” başlığı altında yazmış olduğu “Hilye-i Saadet”tir.

Filibeli Ahmed Hilmi de “Tarih-i İslâm” adlı eserinde bu metni aynen kullanmıştır. Bu metninhülasası 1886 yılında Hattat Hacı Ahmed Arif Efendi tarafından nesih bir hatla levha hâline getirilmiş ve Matbaa-yı Osmaniye’de basılmıştır. Aynı levha 1970 yılında Ajans-Türk müessesi tarafından 1970’de ofset baskıyla yeniden basılmıştır. Ayrıca bu metin yine 1970 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı’nca “Diyanet Dergisi Özel Sayı”sına alınmıştır. Ahmed Cevdet Paşa’ya ait olan hilye metni ise şöyledir: “Resul-i Ekrem ve Fahr-i Âlem Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, hilkatçe ve ahlakça, nev-i beni âdemin ekmeli idi Hep, enbiya-i izam aleyhi’s-salatü ve sellem ha zaratı, tam’ül-aza ve güzel yüzlü olup, Habib-i Hüda onların en güzeli idi Mübarek cismi güzel, her azası mütenasip, endamı gayet matbu; alnı, göğsü, iki omuzlarının arası ve avuçları geniş; boynu uzun, mevzun ve gümüş gibi saf; omuzları, pazuları, baldırları iri ve kalın; bilekleri uzun, parmakları uzunca; elleri ve parmakları kalıncaydı. Mübarek karnı göğsü ile beraber olup şişman değildi. Ayaklarının altı çukur olup düz değildi. Uzuna karib orta boylu, iri kemikli, iri gövdeli, güçlü kuvvetli idi. Ne zayıf ne semiz, belki ikisi ortası ve sıkı etli idi.

Mübarek cildi ise ipekten yumuşak idi. Kemal-i itidal üzere büyük başlı, hilal kaşlı, çekme burunlu, az değirmi çehreli ve söbüce yüzlü idi. Şişman yüzlü ve yumru yanaklı değildi. Kirpikleri uzun, gözleri kara, güzel ve büyücek; iki kaşının arası açık, fakat kaşları birbirine karibdi. Çatık kaşlı değildi. Ve iki kaşının arasında bir damar vardı ki vakt-i gazabda kabarıp görünür idi. O Nebiyy-i Mücteba, ezherü’l-levn idi, yani ne kireç gibi ak ne de kara yağız, belki ikisi ortası ve gül gibi kırmızıya mâildi. Beyaz, nuranî ve berrak olup mübarek yüzünde nur lemean ederdi. Gözlerinin akında dahi az kırmızılık vardı. Dişleri, inci gibi abda ve tavda olup söylerken ön dişlerinden nur saçılır, gülerken fem-i saadeti, bir latif şimşek gibi ziyalar saçarak açılırdı. Saçları, ne pek kıvırcık ne de pek düzdü; saçlarını uzattığı vakit, kulaklarının memelerini örterdi. Sakalı sık ve tam idi. Uzun değil idi ve bir tutamdan ziyadesini alırdı. Âlem-i bekâya rıhlet buyurduklarında saçı, sakalı henüz ağarmağa başlayıp başında biraz ve sakalında yirmi kadar beyaz kıl vardı. Cismi nazif, kokusu latif idi. Koku sürünsün, sürünmesin teni ve teri en güzel kokulardan âlâ kokardı. Bir kimse O’nunla musafaha etse, bütün gün O’nun rayiha-i tayyibesini duyardı ve mübarek eliyle bir çocuğun başını meshetse, rayiha-i tayyibesiyle o çocuk, sair çocuklar arasında malum olurdu.

Doğduğu vakit dahi nazif ve pak idi ve sünnetli, göbeği kesik olarak doğmuştu. Havassı fevkalâde kavi idi. Pek uzaktan işitir ve kimsenin göremeyeceği mesafeden görürdü. Hep harekatı mutedildi. Bir yere azimetinde acele ve sağ ve sola meyletmeyip kemal-i vakar ile doğru yoluna gider ve fakat sürat ve suhulet ile yürür idi. Şöyle ki, âdeta yürür gibi görünür, lâkin yanında gidenler, sürat ile yürüdükleri hâlde geri kalırlar idi. Elhasıl en mükemmel ve en müstesna surette yaratılmış bir vücud-ı mes’ud ve mübarekti. Cevdet Paşa’nın metninde de görüldüğü üzere hep “en mükemmel, en müstesna” gibi hürmet ifadeleriyle işlenen “Hilye-i Saadet” Osmanlı toplumunda kutsal bir değer olarak düşünülmüş ve insanlar tarafından bereket getirmesi; afetten, beladan korunma mülâhazasıyla ceplerde taşınmıştır. Hatta Hilye-i Saadet’in olduğu mekânların hep yangınlardan, sellerden, depremlerden ve sair afetlerden korunması umulmuştur. Bu yönüyle de hilyeler yeni evlilere mutluluk getirmesi için, yuvalarına bela gelmemesi için verilebilecek en güzel hediyelerden biri sayılmıştır. Hilyelere atfedilen bu değer hâlen devam etmektedir.

Günümüzde de birçok evde çok güzel hilye tabloları duvarları süslemektedir. Ama acıdır ki özellikle yeni evlenen çiftler için en güzel hattatlara Hilye-i Şerifler yazdırıp onlara birer düğün hediyesi olarak sunma geleneği, günümüzde sönmeye yüz tutmuş durumdadır. Edebiyat tarihi açısından hilyeler Nihat Sami
Banarlı’nın yaklaşımıyla “dinî edebiyat” kapsamında değerlendirilmiştir. Bilindiği üzere dinî edebiyattaki sevgili kavramının merkezinde de hep Hazreti Peygamber sallahu aleyhi ve sellem var olagelmiştir. Efendimizin etrafında gelişen dinî edebiyat türleri sire’tü’n-nebiler, mevlidler, hilyeler, nat-ı şerifler, miraciyeler şeklinde isimlendirilmektedir. İşte konumuza bakan yönüyle edebiyat tarihinde, eldeki hilyelerden yola çıkılarak manzum hilyeler de yazılmıştır ki bu noktadaki en meşhur isim Hakanî Mehmed Bey’in “Hilye-i Hakanî” adlı mesnevisidir.Manzum hilye yazımı, yakın zamanlara dek süregelmiştir. En son örneklerinden biri de Eski Bursa Milletvekili Mustafa Fehmi Gerçeker’in “Hilye-i Fahri Âlem” adlı manzum eseridir. Hilyelerin bu denli rağbet görmesinin sebebi hem Türklerin samimi Müslümanlığı hem de Hz Ali’den rivayet edilen “Hilyemi gören beni görmüş gibidir. Beni gören insan bana muhabbetle bağlanırsa Allah (c.c.) ona cehennemi haram kılar, o kişi kabir azabından emin olur, mahşer günü çıplak olarak haşredilmez” şeklindeki hadistir ki bu hadis- i şerif, hilyelerin kültür tarihimizde bir yer edinmesinde tetikleyici bir fonksiyon eda etmiştir.

Dinî hayattaki söz konusu samimiyet, sanatın her alanına yansımış, hattatlar ve müzehhipler de bu alanda çok ciddi eserler ortaya koymuşlardır. Özellikle hilyelerin göğüs cebinde taşınması ve duvarlarda asılması hattatların bu alanda kendilerini göstermelerine vesile olmuştur. Bu konuda ilk örnek, ünlü hattatımız Hafız Osman tarafından levha hâline getirilmiştir. Tam bu noktada yeri gelmişken ifade etmek gerekir ki rahmetli Abdulkerim Abdulkadiroğlu hocamız Milli Kültür dergisinde, ilk hilye hattatının Ahmed Karahisari olma ihtimalini de dikkatlerimize sunmaktadır. Başlatıcısı gerek Hafız Osman olsun gerekse Ahmed Karahisari veya henüz bilmediğimiz başka bir isim olsun, eldeki bilgilerden hareketle kabul ettiğimiz kadarıyla, hilye yazma geleneği dört beş asır boyunca sürekli bir şekilde devam etmiş ve Mahmud Celaleddin, Hacı Ahmed Arif, Mehmed Şefik, Mustafa İzzet, Mehmed Hulusi, Hasan Rıza, Kamil Akdik gibi büyük sanatkârların bu alanda da eserler ortaya koymalarına vesile olmuştur. Tezyinata bakan yönüyle de hilyeler temelde şu bölümlere ayrılmıştır: 1. Başmakam: Buraya genellikle besmele yazılır. 2. Göbek: Bu kısma da çoğunlukla Hz Ali’den rivayet edilen metin yazılır. 3. Hilal: Göbek kısmındaki daireyi saran hilal şeklindeki ucu açık çemberdir. Her hilyede bulunmak zorunda değildir. 4-5-6-7. bölümlere de Hulefa-i Raşidî’nin isimleri yazılır. Söz konusu bölümlerde bazen Hazreti Peygamber sallahu aleyhi ve sellemin “Ahmed, Mahmud, Mustafa, Hamid” şeklindeki diğer muazzez isimleri de olabilir. 8. bölüm: Bu kısımda da Hazreti Peygamber sallahu aleyhi ve sellemi öven bir ayet yazılıdır.

Genellikle şu ayet-i kerimeler kullanılır: “Biz ancak Seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya 107) “Hiç şüphesiz ki Sen büyük Görüldüğü üzere, gerek hat sanatında gerek tezhip sanatında gerekse edebiyatta çok özel bir yeri olan hilyeler, günümüzde de yeniden keşfedilmeyi, yeniden gündelik hayatımızda bir yer edinmeyi beklemektedir. Özellikle edebiyata bakan yönüyle, kültür tarihimizde sanatçılar hilye metinlerini aktarmaktan, bunları manzum bir şekilde yeniden ele almaktan çekinmemişler, hatta bu işi bir hizmet olarak düşünmüşlerdir. Fakat manzum ve mensur hilyelerin dışındaki metinlerde Hazreti Peygamber’in bedeni anlatılırken genellikle soyutlamalara başvurulan bu alanda, son dönemlerde ciddi sanat eserleri ortaya konamamaktadır. Geçmişe baktığımızda hilyeler hat sanatçılarının, tezhip sanatçılarının ve manzum hilye yazan diğer sanatçıların kendilerini gösterdikleri özel bir alan olmuştur. Bu alanlardaki sanatçıları var eden hilyelere ait birikimler, şiirde ise pek açık bir şekilde işlenmemiştir. Hilyelerde etraflıca işlenen Efendimiz sallahu aleyhi ve sellemin vücudu, şiire konu olunca meselenin mücerret bir şekilde işlenerek geçiştirilmesi çabası dikkatlerimizi çekmektedir. Özellikle şairlerde görülen bu tavır da iki açıdan değerlendirilebilir: Birincisi Hazreti Peygamber sallahu aleyhi ve selleme olan yoğun sevgi ve o sevgi bağlamındaki derin hürmettir. İkincisi de İslâm medeniyetinin dünyaya ve güzellik kavramına olan bakışıdır. Netice olarak denilebilir ki kültür tarihimiz açısından çok önemli bir yere sahip olan hilye-i saadetlerin yazımı ve tezyinatı, Hazreti Peygamber sallahu aleyhi ve sellemin resmedilemeyen bedenîn sanata konu olması noktasında en güzel örneklerdir ve edebiyatta, hat sanatında, bir yönüyle de mücerret resimlerde yeniden işlenmeyi beklemektedir. Özellikle günümüz nesillerin de mana dünyalarına hitap edebilecek manzum hilyelerin yazımı bir vazife olarak ediplerimizin önünde durmaktadır.

 

 

 Kaynaklar
--- Abdulkadiroğlu, Doç. Dr. Abdulkerim; Milli Kültür , Mart
1991. Sayı 82, s. 48-52
--- Banarlı , Nihat Sami; Resimli Türk Edebiyatı Tarihi. Cilt 1
s. 479
--- İslâm Ansiklopedisi. Cilt 18. s. 44. Hilye maddesi. (Mustafa
Uzun.)
--- İslâm Ansiklopedisi. Cilt 18. s. 47. Hilye maddesi. (Hat.
Uğur Derman)
--- Özön, Mustafa Nihat; Osmanlıca Türkçe Sözlük, İnkılap ve
Aka Kitabevleri, İstanbul, 1983
--- Yardım, Prof . Dr. Ali; Peygamberimizin Şemaili, Damla Yay.
s 47, 7 baskı. İstanbul, 2005
--- Hilye-i Saadet. Peygamber Efendimizin Yaratılış Güzellikleri,
Kubbealtı. c. 7. Sayı 4. syf 25
--- Hilye-i Saadet. Peygamber Efendimizin Yaratılış Güzellikleri.

 

Yorum beslemesine abone olun Yorumlar (1 gönderilen):

Gülçin 07/01/2010 21:27:01
avatar
Hocam gerçekten önemli ve faydalı bilgileri bizimle paylaştığınız için teşekür ederiz.Günümüz gençlik duvar yazılarıyla, uygunsuz karükatürle uğraşacaklarına böyle güzel işlerle meşgul olmalı bence en güzel mesajı siz vermişsiniz.
Çok iyi Çok kötü
0
toplam: 1 | gösteriliyor: 1 - 1

Yorum gönder comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu girin:

  • email Arkadaşına gönder
  • print Sayfayı yazdır
  • Plain text Düz metin
Etiketler
Bu yazıyı oyla
0
KATEGORIDEKI DIGER BASLIKLAR
Previous
image
TARİHTEKİ HAFIZA ŞAMPİYONLARI
Ziya BARAN ın ilk yazısı için tıklayınız....
image
MERHABA!
Merhaba ! İçten, sımsıcak bir merhaba. ...
image
SÜTUNLARIN YANINDA...
SABRİ ŞAHİN'İN MUHTEŞEM ŞİİRİ......
image
KELİME, SÖZ, SANAT YANİ ŞİİR
Birkaç akşam öncesiydi… Eski bir dostumla Karşıyaka yalıda oturmuş ikimiz, bir cafede tatlı, tatlı konuşuyorduk… ...
image
Eczaneler Bir Gün Kapandı
Temelli kapanmasın diye kapandı… Bilmeyenler görmeyenler duymayanlar çok… Biz temelli kapanmak üzereyiz! bunu bilin görün duyun diye bir gün kapandı… ...
image
Son Tartışma Konusu Belediyenin Akan Damı
Yaşanmakta olan güncel olayların içinde bazen! öbürlerine göre toplumun ilgisini daha çok çeken, yani diğerlerini gölgede bırakan haberler olur.....
image
Değerli Akhisar’lılar
Haberleşme, sanat, kültür, fikir, düşünce anlamında sosyal yaşamımıza’da, olumlu katkılar yapmasını dileyerek! ‘’akhisaryorum.com’’ adıyla yeni bir site açıyoruz....
image
Bolluk İçinde Ama Talihsiz Bir Kent Akhisar
İlk çağlardan bu yana bütün tarihi boyunca insanlık; ...
image
Dostlar Başına Bir Başhekim Bir Hastane Yönetimi
İşi düşüp de hastaneye uğrayanların çoğunlukla, koşuşup yetişemediği ve yorgunluktan yakınarak çıktığı… hele köyden, kasabadan gelmiş olanların!...
image
Hilye-i Şerif ve Günümüzdeki Yeri
Hilye, süs, cevher; güzel sıfatlar, fizikî görünüş, Efendimizin kutsal niteliklerini ve fizikî durumunu anlatan yazı anlamlarına gelmektedir. Kültür tarihimiz açısından da hilyeler başta Efendimiz olmak ...
image
BİR BAŞKA AÇIDAN SANAT VE ESTETİK
                      Kainatta mikrodan makroya kadar var olana her şey zıttıyla anlam kazanır.Büyüklük-küçüklük,güzellik-çirkinlik,zerafet ile kabalık gibi.Estetik yukarıda saydığımız bu zıtlıklar içinde insanı güzele götüren ve ona ...
Next
Powered by Vivvo CMS v4.1.5.2